ŞİRKETİN EN YALNIZ KOLTUĞU NEDEN EN ÜSTTEDİR?
Son yıllarda farklı sektörlerdeki şirket sahipleri ve CEO’larla yaptığımız çalışmalarda aynı soruyla sık karşılaşıyoruz:
“Şirket büyüdü ama neden üzerimdeki yük azalmıyor?”
Aslında bu soru yalnızca iş yüküyle ilgili değil. Şirket belirli bir ölçeğe ulaştığında yönetim sisteminin ne kadar geliştiğini de gösteren önemli bir gösterge.
İlk bakışta büyüme ile birlikte CEO’nun üzerindeki yükün azalması beklenir. Yeni yöneticiler göreve gelir, organizasyon genişler, görev dağılımları yapılır ve karar alma süreçlerine daha fazla kişi dahil olur. Teorik olarak bu yapı, sorumluluğun paylaşılmasını sağlamalıdır.
Ancak sahada çoğu zaman farklı bir tabloyla karşılaşıyoruz.
Yeni yöneticiler göreve geliyor, organizasyon şeması genişliyor ve görev dağılımları yapılıyor. Buna rağmen kritik kararların önemli bir bölümü yine CEO’nun önüne geliyor. Operasyonel konular üst yönetime taşınıyor, yöneticiler birçok konuda onay bekliyor ve zamanla CEO hem şirketin geleceğini hem de günlük operasyonunu aynı anda yönetmeye çalışıyor.
Bu noktada dikkat edilmesi gereken konu CEO’nun ne kadar yoğun çalıştığı değildir. Asıl soru, organizasyonun kendi kararlarını ne ölçüde üretebildiğidir.
Çünkü güçlü organizasyonlar, üst yöneticinin her kararı verdiği yapılar değildir. Güçlü organizasyonlar; hangi kararın kim tarafından alınacağının açık olduğu, yetki kadar sorumluluğun da paylaşıldığı ve yöneticilerin kendi alanlarında inisiyatif kullanabildiği yapılardır.
Danışmanlık çalışmalarımızda büyüyen şirketlerde en sık karşılaştığımız konulardan biri de budur. Yetki devri yapılmış görünür, ancak karar devri gerçekleşmemiştir. İnsanlar görevlerini yerine getirir, süreçleri yönetir, ancak kritik konularda son sözü yine üst yönetimden bekler. Bu durum yalnızca CEO’nun iş yükünü artırmaz; aynı zamanda organizasyonun karar alma hızını yavaşlatır, yöneticilerin gelişimini sınırlar ve şirketin büyüme kapasitesini de doğrudan etkiler.
Birçok şirketin büyüme sınırının finansman ya da pazar olmadığını düşünüyorum. Asıl sınır, organizasyonun karar alma kapasitesidir.
Şirket büyüdükçe CEO’nun daha fazla karar vermesi değil, organizasyonun daha fazla karar alabilmesi gerekir. Çünkü sürdürülebilir büyüme, tek bir kişinin kapasitesine değil, kurumun yönetim kapasitesine dayanır.
Belki de bu nedenle şirketin en yalnız koltuğu en üstteki koltuktur. Etrafında birçok insan vardır, ancak kararların ağırlığı hâlâ büyük ölçüde aynı omuzlardadır. Gerçek kurumsallaşma ise bu yükü azaltmakla değil, karar alma sorumluluğunu organizasyonun tamamına yayabilmekle başlar.
Bir şirketin gerçek gücü, CEO’nun kaç karar verdiğiyle değil; CEO olmadan da kaç doğru karar alınabildiğiyle ölçülür.
